Yazan: 20:57 Sosyoloji Okunma Sayısı: 209

HÜKÜM VE SEZGİ ARASINDA: İSMAİL ŞAKIMA’DA İNSANIN KENDİYLE KARŞILAŞMASI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

Öz

Bu çalışma, İsmail Şakıma’nın İyi Niyet Cürmü Paklar Mı? ve Kedilere Trafik Bilgisi adlı eserlerini insanın kendilik bilinci, ahlaki sorumluluk ve sezgisel farkındalık bağlamında incelemektedir. Makalenin temel problemi, modern bireyin kendisiyle, eylemleriyle ve gündelik hayatla kurduğu ilişkinin bu iki eser üzerinden nasıl anlamlandırıldığı sorusuna odaklanmaktadır. Çalışmanın konusu, iki eserin insanın içsel yüzleşme süreçleri ile gündelik deneyimlere yönelik farkındalık üretimini nasıl bir düşünsel zeminde buluşturduğunu ortaya koymaktır. Araştırmanın amacı, eserler arasındaki etik ve estetik gerilimi, sosyolojik ve edebi bir perspektifle çözümleyerek yazarın düşünce dünyasını değerlendirmektir. Çalışma, edebiyat ile sosyolojiyi kesiştiren yaklaşımıyla disiplinlerarası bir katkı sunması bakımından önem taşımaktadır. Araştırmada nitel yöntem benimsenmiştir. Metin çözümlemesi, karşılaştırmalı okuma ve yorumlayıcı analiz teknikleri kullanılmıştır. İncelemede İyi Niyet Cürmü Paklar Mı? eserinin bireyi ahlaki sorumluluk ve öz-yüzleşmeye çağıran müdahaleci bir dil kurduğu; Kedilere Trafik Bilgisi’nin ise gündelik hayatın ayrıntıları üzerinden sezgisel derinlik ve estetik dikkat önerdiği tespit edilmiştir. Bulgular, iki eserin birbirini tamamlayan fakat farklı yönlerden insanın kendilik arayışını derinleştiren düşünsel bir bütünlük oluşturduğunu göstermektedir. Sonuç olarak Şakıma’nın metinleri, hüküm ile sezgi, etik ile estetik ve yüzleşme ile farkındalık arasında kurduğu ilişkiyle modern insanın kendisiyle karşılaşmasına dair özgün bir düşünsel alan açmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Din Sosyolojisi, Edebiyat, Kendilik, Sorumluluk, Farkındalık.

Abstract

This study examines İsmail Şakıma’s Does Good Intention Absolve Crime? and TrafficKnowledge for Cats within the framework of self-consciousness, moral responsibility, andintuitive awareness. The main problem of the article focuses on how the modern individual’srelationship with the self, one’s actions, and everyday life is interpreted through these two works. The subject of the study is to reveal how these works bring together processes of innerconfrontation and the production of awareness toward everyday experiences on a sharedintellectual ground. The aim of the research is to analyze the ethical and aesthetic tensionbetween the works from sociological and literary perspectives and thereby evaluate theauthor’s intellectual world. The study is significant in offering an interdisciplinarycontribution through its intersection of literature and sociology. A qualitative method wasadopted in the research. Textual analysis, comparative reading, and interpretive analysistechniques were employed. The analysis demonstrates that Does Good Intention AbsolveCrime? constructs an interventionist discourse that calls the individual to moral responsibilityand self-confrontation, whereas Traffic Knowledge for Cats offers intuitive depth andaesthetic attentiveness through the details of everyday life. The findings indicate that the two works form an intellectual unity that is complementary while deepening the human search forselfhood from different perspectives. Consequently, Şakıma’s texts open an originalintellectual space for understanding the modern individual’s encounter with the self throughthe relationship they establish between judgment and intuition, ethics and aesthetics, andconfrontation and awareness

Keywords: Sociology of Religion, Literature, Selfhood, Responsibility, Awareness.

Giriş

   Edebi metinler bazen aynı soruyu farklı tonlarla sorar. Kimi zaman bu soru sert bir yüzleşme biçiminde karşımıza çıkar, kimi zaman ise neredeyse fark edilmeden gündelik hayatın küçük anlarının içine sızarak kendini hissettirir. İsmail Şakıma’nın İyi Niyet Cürmü Paklar Mı? ve Kedilere Trafik Bilgisi adlı eserleri, bu iki farklı söyleyiş biçiminin aynı düşünsel zeminde nasıl buluşabileceğini gösteren metinlerdir. İlk bakışta biri daha keskin ve doğrudan diğeri ise daha yavaş ve sezgisel bir dil kuruyor gibi görünse de her iki eser de temelde insanın kendisiyle kurduğu ilişkiyi sorunsallaştırır. Bu nedenle söz konusu metinler, iki ayrı kitap olarak değerlendirilmemelidir. Çünkü iki kitap arasında görülmesi gereken gizli bir köprü bulunmaktadır. Bu köprü, aynı sorunun farklı yoğunluklarda yankılandığı iki ayrı düşünme biçimi olarak okunabilir.

   Bu ortak sorunsal, insanın kendi eylemleri, niyetleri ve algılarıyla kurduğu ilişkinin doğasına yöneliktir. Modern hayatın hız, yüzeysellik ve alışkanlıklar içinde donmuş yapısı düşünüldüğünde, Şakıma’nın metinleri bu donukluğu kırmaya çalışan iki farklı müdahale biçimi olarak değerlendirilebilir. Biri, insanı doğrudan sorumluluk fikriyle karşı karşıya bırakarak sarsarken diğeri bakışı yavaşlatarak gündeliğin içinde gizlenen anlam katmanlarını görünür kılar. Bu anlamda iki eser arasında aynı eleştirel duyarlığın farklı ritimlerde ifadesi söz konusudur.

   Şakıma’nın kurduğu bu düşünsel yapı, okuru pasif bir gözlemci olmaktan çıkarıp kendi bakışını ve alışkanlıklarını sorgulayan aktif bir özneye dönüştürür. Bu sorgulama süreci, bir yanda vicdanın keskinliğiyle örülen bir yüzleşme, diğer yanda hayatın ritmini fark ettiren bir yavaşlama ekseninde ilerler. Bu iki uçlu yaklaşım, metinlerin okurla kurduğu bağın niteliğini belirler. İzleyen bölümlerde bu iki kitabın kendi iç mantıkları ve birbirlerini nasıl tamamladıkları, “sorumluluk ve farkındalık kavramları üzerinden ayrıntılı bir biçimde ele alınacaktır.

Sorumlulukla Yüzleşme: İyi Niyetin Sınırları

   İyi Niyet Cürmü Paklar Mı?, daha kitabın başlığından itibaren okuru belirli bir ahlaki problematiğin içine çeker. İyi niyet gibi gündelik hayatta çoğu zaman sorgulanmadan kabul edilen bir kavramın, burada bir tür şüphe nesnesine dönüştürülmesi, metnin temel yönelimini de belirler. Bu yönelim, insanın kendine yönelik geliştirdiği meşrulaştırma mekanizmalarını açığa çıkarmaya yöneliktir. Şakıma’ya göre niyet, ancak eylemle vücut bulduğunda bir değer kazanır aksi takdirde eylemdeki yıkımı örtbas eden bir kalkana dönüşme riski taşır. Bu nedenle niyet, tek başına ahlaki bir güvence olarak ele alınmamaktadır. Buna ek olarak niyet, sürekli sorgulanması gereken bir başlangıç noktasına işaret etmektedir. Bu yönüyle bir döngüye işaret etse bile aslında her defasında aynı soruyu sorgulatarak yapılan eylemlerin sorumluluğunu canlı tutmaktadır.

   Metin boyunca yazar, bireyin kendi hatalarıyla kurduğu ilişkiyi sorgular. İyi niyetin, çoğu zaman bir tür örtü işlevi gördüğünü ima eder. Bu örtü, bireyin eylemlerinin sonuçlarıyla yüzleşmesini engelleyen bir rahatlama alanı üretir. Böylece insan, yaptığı şeyin sonuçlarını üstlenmek yerine, niyetinin iyi olduğuna sığınarak kendini temize çıkarma eğilimi gösterir. Yazar, tam da bu noktada müdahale eder. O, niyet ile sorumluluk arasındaki mesafeyi görünür kılar. Yazara göre pusula doğruyu gösteriyor ama ayaklar ters yöne gidiyorsa, orada iyi niyetbir erdem olarak değerlendirilmemektedir. Burada iyi “niyet” inceltilmiş bir yanılsamadır ve bu durum insanın kendine karşı kurduğu en zarif savunma biçimlerinden biridir. Bu savunma, her ne kadar bireysel bir psikolojik mekanizma gibi görülse de aslındaatoplumsal düzeyde de normalleştirilmiş bir kaçış stratejisidir.

   Bu çerçevede ele alındığında eser, bireysel bir ahlak tartışması yürütmemektedir. Eserin en önemli özelliği modern yaşamın genel karakterine yönelik bir eleştiri içermesidir. Günümüz dünyasında niyetin sıklıkla eylemin önüne geçirilmesi, sorumluluğun ise ertelenmesi ya da dağıtılması, metnin arka planında hissedilen temel gerilimlerden biridir. Yazar, bu gerilimi doğrudan bir dil kullanarak ifade eder. Metnin tonu yer yer uyarıcı, yer yer hesaplaşmacıdır. Okur, metni pasif bir biçimde takip edemez. Eser okundukça aslında bireyi içine çekmektedir. Böylece okur, sürekli kendi konumunu ve dünyasını yırtarak yamadığı dinini yeniden düşünmeye zorlanır. Bu ifade, bireyin gündelik hayat içinde kurduğu kırılgan anlam sistemlerini işaret etmektedir. Bu çerçevede kırılgan anlam sistemlerinin ne kadar kolay gerekçelendirme üretimine dönüştüğünü de görünür kılar.

   Burada dikkat çekici olan, metnin okurla kurduğu ilişkinin doğrudanlığıdır. Yazar, mesafeli bir anlatıcı konumunda kalmaz okurun iç dünyasına müdahale eden bir ses kurar. Bu ses, yargılayıcı olmaktan çok, yüzleştiricidir. İnsanın kendine söylediği küçük yalanları açığa çıkaran bu yaklaşım, metni bir tür iç hesaplaşma alanına dönüştürür. Şakıma, insanın kendi inşa ettiği şeffaf hapishanelerin duvarlarını iyi niyet posterleriyle süslemesini reddeder vebu sahte estetiği parçalayarak okuru çıplak bir gerçekliğin eşiğine getirir. Bu eşik, sorumluluğun ertelenemez hale geldiği bir farkındalık alanıdır. Böylece artık niyet değil, sonuç ve etki konuşmaktadır.

   Bu noktada metin, ahlaki bir rahatlama üretmekten bilinçli olarak kaçınır. Okura sunulan şey bir haklılık zemini değildir. Kendini savunma mekanizması da değildir. Esas olan sürekli ertelenen sorumluluğun rahatsız edici ağırlığıdır. Böylece iyi niyet bir teselli kategorisi olmaktan çıkarak insanın kendi eylemlerine dışarıdan bakmasını engelleyen bir perdeye dönüşür. Şakıma’nın yaklaşımı, bu perdenin aralanmasının ötesine geçerek bütünüyle kaldırılmasını hedefler. Çünkü ancak o zaman eylemin gerçek etkisi, tüm çıplaklığıyla görünür hale gelebilir.

Bakışın Yavaşlaması: Gündeliğin İçinde Farkındalık

   Kedilere Trafik Bilgisi ise biçimsel ve tematik olarak farklı bir yönelim izler. Bu metinde büyük iddialar, keskin yargılar ya da doğrudan çağrılar yerine, daha çok gündelik hayatın küçük anları, an’ların bir araya geldiği gündelik hayat hikayesi kurgusu ön plana çıkar. Bir sokak görüntüsü, bir hayvanın varlığı, şehrin sıradan akışı… Bunların her biri, metnin dikkatini yönelttiği odak noktalarıdır. Modernitenin hızı içinde fark edilmeden geçip gidecek olan bu anlar, metnin kurgusal zemininde yavaşlatılır ve birer tefekkür nesnesine dönüşür. Bu öyle bir anlatı halini alır ki sıradan olanın yüzeyinde beliren ince çatlaklardan derinlik sızmaya başlar. Bu çatlaklar, görünürde önemsiz olanın aslında ne kadar yoğun bir anlam potansiyeli taşıdığını ifşa eder.

   Bu yaklaşım, metnin ritmini de belirler. Acele etmeyen, bir noktaya odaklanıp orada kalabilen, bakışını geri çekmeyen bir anlatım söz konusudur. Hızlı giderken birden duran, durduğu yerde akışı hızlandıran, hızın ne kadar yavaş aktığını hissettiren bir anlatı. Yazar, okura bir düşünce dayatmak yerine, bir bakış önerir. Daha doğrusu, bakmayı yeniden öğretir. Bu bakış, nesneleri açıklamak yerine onlara yaklaşmayı, onları tüketmek yerine onlarla kalabilmeyi mümkün kılar. Bu nedenle metin, bir açıklama çabasından çok, bir fark ettirme pratiği olarak okunabilir. Okur, metnin içinde ilerledikçe bir sonuca ulaşmaz aksine, bakışının yavaşladığını ve derinleştiğini fark eder. Böylece okuyucu, akan zamanın akışkanlığının farkına vararak zamanın o derin manasında kendini bulur.

   Düşüncelerin kesik olması, aslında hakikatin modern dünyadaki tezahür biçimine yönelik bilinçli bir tercihtir. Bütünlüğün dağıldığı, deneyimin parçalandığı bir çağda, anlam artık kopuşların arasındaki boşluklarda belirir. Şakıma’nın metni, bu boşlukları doldurmaya çalışmaz. Onları korur, hatta görünür kılar. Çünkü bazen anlam, tam da söylenmeyenin, tamamlanmayanın, yarım bırakılanın içinde daha güçlü bir biçimde hissedilir. Bu yönüyle metin, eksiklik üzerinden işleyen bir tamlık hissi üretir.

   Burada dilin işlevi de köklü biçimde değişir. İyi Niyet Cürmü Paklar Mı? kitabunda dil, doğrudan bir sorgulama ve müdahale aracıyken bu metinde daha çok bir eşlik etme biçimine dönüşür. Birlikte yolculuğun verdiği haz ile aslında birbirini tanıma fırsatı da sunuyor. Yazar, okurun önüne kesin yargılar koymaz. Yazar, okurla birlikte yürür, bir sahnenin içinde durur, bir çeşmeye bakar, sosyolojik tartışma kurar, bir anın içinden geçer Okur da bu yürüyüşe katılır, bunu kendi tercihi ile yapar ve bu katılımın amacı bir sonuca ulaşmak için değildir. Okur sadece o anın içinde kalabilme bilincini hisseder.

   Okur, metnin içinde ilerlerken kendini birbirine gevşek biçimde bağlanan izlenimlerle karşı karşıya bulur. Bu izlenimler, bir bütün oluşturmak zorunda değildir aksine, parçalı halleriyle daha sahici bir deneyim sunarlar. Metnin en dikkat çekici yönlerinden biri de yargıdan özellikle kaçınmasıdır. Yazar, gördüğünü kaydeder ama hemen anlamlandırmaz, anlamı bilinçli olarak askıya alır. Bu askıya alma hâli, metni zayıflatmaz tersine, onu daha derin ve katmanlı kılar. Çünkü anlam, dayatılmadığında çoğalır. Çünkü anlam, zihin dünyasında yer edindiğinde, görünmeyenin ardını görünür kıldığında değer kazanır.

   “Boru paslanmış ama kaynak kurumamış metaforunda olduğu gibi, yazar arızayı niyetin taşıyıcısında görür. Böylece okuru, suyun yolunu yeniden açmaya, yani kendi iç akışını yeniden kurmaya davet eder. Bu davet, bir ima, bir sezdirme, bir hatırlatma biçimi olarak ortaya çıkar. Bu haliyle okur, kendisinde uyananı takip eder.

   İşte bu özellikleri ile, Kedilere Trafik Bilgisi bir metin olmaktan çok bir deneyim alanı hâline gelir. Okur, burada bakan, duran ve düşünen bir özneye dönüşür. Metin, onu hızdan koparır vealışkanlıkların içinden çıkararak gündeliğin içindeki görünmez katmanlara doğru yönlendirir. Bu yönüyle eser, modern hayatın dayattığı yüzeyselliğe karşı geliştirilmiş estetik bir direnç biçimi olarak da okunabilir. Belki de tam bu noktada, bu yavaşlayan bakışın tek başına yeterli olup olmadığı sorusu belirir. Çünkü görmek, her zaman anlamak anlamına gelmez. Fark etmek, her zaman dönüşmek demek değildir. Bu sezgisel ve açık uçlu bakışın, daha keskin bir sorgulamayla nasıl karşılaştığı ve nasıl tamamlandığı sorusu gündemi meşgul etmeye başlar.Bu da bizi, Şakıma’nın diğer metninde kurduğu daha doğrudan, daha müdahaleci dilin alanına doğru taşır.

İki Metin Arasında Kurulan Gerilim

   Bu iki eser yan yana okunduğunda ortaya çıkan en önemli unsur, aralarındaki gerilimdir. Ancak bu gerilim, basit bir karşıtlık olarak anlaşılmamalıdır. İki metin birbirini tamamlayan iki farklı yaklaşımı temsil eder. Şakıma, bir yanda insanın omuzuna dokunup onu cürmüyleyüzleştirirken, diğer yanda aynı insanı bir sokak köşesinde sessizce durup hayata bakmaya çağırır. Bu çağrılar farklı yönlerden gelir ama aynı merkeze ulaşır.

   İyi Niyet Cürmü Paklar Mı? eseri, insanı sorumlulukla yüzleşmeye çağırır. Bu çağrı,doğrudan ve keskindir: Okuru yerinden etmeyi, onun alıştığı düşünme konforunu bozmayı amaçlar. Buna karşılık Kedilere Trafik Bilgisi, insanı gözlem yapmaya davet eder. Bu davet daha yumuşak ve dolaylıdır. Okuru yavaşlatır ve onun bakışını derinleştirir. Ancak her iki yaklaşım da aynı soruya yöneliktir. İnsanın kendisiyle ve hakikatle kurduğu ilişki. İlk metin bu ilişkiyi sorgularken ikinci metin onu görünür kılar. Biri neden böyle yapıyoruz? diye sorar diğeri ise bunu nasıl fark etmiyoruz? diye fısıldar.

   Bu açıdan değerlendirildiğinde iki eser arasında bir iş bölümü olduğu söylenebilir. İlki (İyi Niyet Cürmü Paklar Mı?), düşünceyi keskinleştirerek etik bir müdahale sunarken ikincisi (Kedilere Trafik Bilgisi) ise algıyı derinleştirerek estetik bir dikkat önerir. Trafik metaforu üzerinden bakıldığında, ilk kitap trafiğin içindeki failin sorumluluğunu hatırlatırken ikinci kitap o trafiğin içinde ezilme tehlikesiyle karşı karşıya kalan kedinin, yani sistemin zayıf ve görünmez kıldığı ötekinin farkına varılmasını sağlar. Böylece metinler, aslında toplumsal bir duyarlılık alanı açar.

Düşünce Geleneği İçinde Konumlanma

   Türk düşünce ve edebiyat geleneği içinde değerlendirildiğinde, bu iki eser farklı damarlara temas eder. İyi Niyet Cürmü Paklar Mı?, insanı bir sorumluluk varlığı olarak ele alan ahlak merkezli düşünce çizgisine yakın durur. Bu çizgi, bireyin kendi eylemlerinin hesabını vermesi gerektiği fikrine dayanır ve Nurettin Topçu gibi isimlerin irade ve ahlak vurgularıyla akrabalık kurar. Metnin doğrudan ve yer yer sert dili, bu geleneğin samimiyet ve şahitlik arayışının izlerini taşır.

   Buna karşılık Kedilere Trafik Bilgisi, modern deneme geleneğinin daha kırılgan ve parçalı yapısına yaslanır. Burada büyük anlatılar yerine küçük ayrıntılar, aforizmalar ve kesik düşünceler öne çıkar. Metin, kesin yargılar üretmekten kaçınır ve daha çok sezgisel bir düşünme biçimi geliştirir. Bu yönüyle eser, kadim hikmetin sessiz ve derinden akan suyuyla temas eder.

   Asıl dikkat çekici olan, bu iki farklı yaklaşımın aynı yazarda bir araya gelmesidir. Şakıma, hem ahlaki bir sorgulama yürütür hem de estetik bir dikkat geliştirir. Yazı, onun için bir şahitlik ve bir praksis, yani yaşananla hesaplaşma ve onu dönüştürme alanıdır.

Dil, Ton ve Anlatım Farklılıkları

   İki eser arasındaki en belirgin farklardan biri, dil ve ton düzeyinde ortaya çıkar. İyi Niyet Cürmü Paklar Mı?’da dil daha doğrudan, daha net ve daha müdahalecidir. Cümleler çoğu zaman bir yargı içerir ve okuru belirli bir iç hesaplaşmaya yönlendirmeyi amaçlar. Burada dil, hakikati örten maskeleri düşürmek için kullanılan bir cerrah neşteri gibidir keser, ayırır ve görünmeyeni görünür kılar. Sözcükler bir tür etik müdahalenin taşıyıcılarıdır. Yazarın dili, okurun zihninde dolaşmakla yetinmez bir bakıma onun iç dünyasına nüfuz etmeye, orada bir gedik açmaya çalışır. Bu nedenle metnin dili, açıklayıcı olmaktan çok açıcıdır. Kapalı olanı açar, örtülü olanı ifşa eder. Bu doğrudanlık metnin ritmine de yansır. Cümleler çoğu zaman kısa, keskin ve hedef odaklıdır. Okuru duraksatmak yerine harekete geçirerek yüzleşmeyi erteleyememeye zorlar. Dil burada bir gerilim alanı üretir. Her ifade, okura yöneltilmiş görünmez bir soru gibi çalışır. Bu yönüyle metnin dili, talep eden bir yapı kurarak okurdan dikkat değil dürüstlük ister.

   Kedilere Trafik Bilgisi’nde ise dil belirgin biçimde değişir. Burada anlatım daha dolaylı, daha gevşek ve daha geçirgendir. Cümleler kesinlik iddiası taşımaz aksine belirsizlik ve hayret alanı açar. Anlam, doğrudan verilmez. Sezdirilir, dolaştırılır, bazen de bilinçli olarak eksik bırakılır. Bu eksiklik, metnin kurucu estetiğidir. Çünkü bu metinde anlam, yazar tarafından tamamlanmaz okurun dikkatinde ve sezgisinde oluşur. Dil, burada bir müdahale aracı olmaktan çıkarak bir eşlik biçimine dönüşür. Yazar, okurun önüne kesin hükümler koymak yerine, onunla birlikte yürür, bakar, bekler ve bazen susar. Bu suskunluk, metnin en güçlü anlatım araçlarından biridir. Çünkü kimi zaman söylenmeyen, söylenenden daha fazla yankı üretir. Bu nedenle metnin dili, açıklamaktan çok çağrıştırır ve kesinlikten çok ihtimaller üretir.

   Bu iki farklı dil ve ton, ilk bakışta birbirine uzak gibi görünse de aslında aynı düşünsel hattın iki ayrı ifadesidir. Yüksek sesin uyarıcılığı ile alçak sesin derinliği, bir araya gelerek yazınsal bir bütünlük kurar. Biri hakikati açığa çıkarır, diğeri o hakikatin içinde kalmayı mümkün kılar. Biri soruyu keskinleştirir, diğeri o sorunun etrafında düşünmeyi sürdürür. Tam da bu nedenle, Şakıma’nın yazısında dil bir deneyim biçimi hâline gelir. Okur, bu metinleri yaşamak için okur. Çünkü dilin tonu değiştikçe, okurun metinle kurduğu ilişki de dönüşür. Birinde yüzleşir, diğerinde fark eder ve birinde kendine çarpar, diğerinde kendine yaklaşır. İşte asıl mesele, bu dilin okuru nasıl bir karşılaşmaya hazırladığı sorusuna doğru genişler. Çünkü dildeki bu çift yönlü hareket (hükmeden ve sezdiren, açan ve bekleyen) nihayetinde insanın kendisiyle nerede ve nasıl karşılaşacağını da belirleyen temel zemini kurar.

İnsan, Kendisiyle Nerede Karşılaşır?

   Her iki eserin birlikte ortaya koyduğu en temel soru, insanın kendisiyle nasıl ve nerede karşılaştığıdır. Bu soru, varoluşun en kırılgan eşiklerinden birine işaret eder. İnsan çoğu zaman dünyayı anlamaya, başkalarını çözmeye, hayatın dışsal akışına yetişmeye çalışırken, en çok kendisine yabancılaşır. Bu nedenle Şakıma’nın metinleri, okuru dış dünyadan iç dünyaya doğru sessiz fakat sarsıcı bir yolculuğa davet eder.

   Bu karşılaşma bazen sert bir yüzleşme anında, niyet adı verilen o konforlu sığınak çöktüğünde gerçekleşir. İnsan, kendisi hakkında kurduğu masum anlatının artık sürdürülemez hâle geldiği bir anda, kendi hakikatiyle baş başa kalır. O an, kişinin kendine söylediği teselli cümlelerinin yetersiz kaldığı, vicdanın sessiz fakat ağır sesiyle konuşmaya başladığı andır. İyi Niyet Cürmü Paklar Mı? bu eşikte durur. Bireyin kendisini meşrulaştırmak için ördüğü dilsel ve ahlaki ağları çözüp onu çıplak bir öz-farkındalığın önüne getirir. Burada insan, neden yaptığını ve daha da önemlisi kendisini hangi sözlerle affettiğini görmek zorunda kalır.

  Fakat insanın kendisiyle karşılaşması her zaman böyle dramatik kırılma anlarında gerçekleşmez. Bazen de bu yüzleşme, sıradan bir anın içinde, hayatın görünüşte önemsiz ayrıntıları arasında belirir. Hızla akan bir caddenin kenarında duran bir hayvan, bir kaldırımın çatlağı, akşamüstü şehrin üzerine düşen yorgun ışık, kalabalığın içindeki kısa bir sessizlik… İşte Kedilere Trafik Bilgisi bu tür anların metnidir. Burada insan, kendisini küçük ayrıntıların sessizliği içinde fark eder. Çünkü bazen insanı kendisine en çok yaklaştıran şey fark edilmeden yanından geçip giden küçük görüntülerdir.

   Şakıma’nın metinleri, bu iki ihtimali birlikte düşünmeyi önerir. İnsan, kendini gündelik hayatın küçük ayrıntılarında, bir kesik düşüncenin boşluğunda da fark edebilir. Hatta kimi zaman asıl yüzleşme tam da bu boşluklarda meydana gelir. Çünkü düşüncenin kesildiği yerde, insan çoğu zaman kendi iç sesini ilk kez gerçekten duyar. Gürültünün çekildiği, açıklamaların sustuğu, kelimelerin geri çekildiği o aralıkta insan, kendine dair daha sahici bir bilgiye yaklaşır. Bu nedenle Şakıma’da insanın kendisiyle karşılaşması, tek bir mekâna ya da tek bir zamana bağlı değildir. Bu karşılaşma hem vicdanın iç odasında hem de sokağın köşesinde mümkündür. Hem bir ahlak sorusunun ağırlığında hem de bir kedinin sessiz yürüyüşünde. İnsan bazen kendi hakikatine bir suçun yankısında, bazen de bir görüntünün durağanlığında ulaşır.

   Yazarın imkânsız bir yokuşu tırmanmanın verdiği o sahici yorgunluk olarak ima ettiği deneyim, bu karşılaşmanın bedelidir, insanın kendine doğru yürürken ödediği varoluşsal bir bedel. Çünkü insanın kendisine ulaşması kolay bir süreç değildir. Bu, çoğu zaman benliğin üzerine sinmiş alışkanlıkları, savunma mekanizmalarını, yıllar içinde kurduğu konforlu anlam evrenini aşmayı gerektirir. Kişi, kendine yaklaştıkça yorulur çünkü bu yolculuk, içeriye doğrudur. Ve insanın içi, çoğu zaman dış dünyadan daha karmaşık, daha sisli ve daha dirençlidir.

   Belki de Şakıma’nın asıl başarısı, bu karşılaşmayı, hissedilen bir deneyim olarak kurabilmesidir. Okur, metinleri okumakla kalmaz, onların içinde kendi sessizliğine, kendi kaçışlarına, kendi gecikmiş fark edişlerine de temas eder. Böylece metin, okurun kendi iç yankısını duyduğu bir aynaya dönüşür. İnsan, kendisiyle bazen bir cümlenin içinde, bazen bir suskunluğun eşiğinde, bazen de fark edilmeden yanından geçen hayatın içinde karşılaşır.

   Şakıma’nın metinleri, insanın kendisiyle karşılaşmasının bir süreç olduğunu ima eder. Bu süreç, ne bütünüyle sert bir yüzleşmenin şiddetine ne de sadece dingin bir gözlemin sükûnetine indirgenebilir. İnsan kendine doğru ilerlerken hem sarsılır hem durur, hem hesaplaşır hem seyreder Bir yanda niyetin ardına saklanan benliğin çözülüşü, diğer yanda gündeliğin içinden sızan sessiz fark edişler… Bu iki hareket, birbirini tamamlayarak insanın iç dünyasında daha derin bir açıklık üretir. Dolayısıyla Şakıma’nın kurduğu edebi evrende insan, kendisine ne sadece bir hüküm anında ne de sadece bir bakışta ulaşır. İnsan, bu iki deneyimin kesiştiği o ince, kırılgan ve çoğu zaman fark edilmeden geçilen eşikte kendine gerçekten yaklaşabilir.

Sonuç

İsmail Şakıma’nın İyi Niyet Cürmü Paklar Mı? ve Kedilere Trafik Bilgisi adlı eserleri birlikte okunduğunda, insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin çok katmanlı ve derinlikli bir çözümlemesini sunar. Bu çözümleme, ahlaki bir sorgulama ve estetik bir gözlemin iki boyutunu kapsayarak hatta iç içe geçirerek, modernitenin parçaladığı insan ruhu için daha geniş bir düşünsel alan açar.

İlk metin, insanı sorumlulukla yüzleşmeye çağırarak onun konforunu bozar ve kendine dair kurduğu o korunaklı anlatıyı sarsar. İkinci metin ise bu sarsıntının ardından bakışı yavaşlatır. İnsanı yeniden dünyaya, nesnelere ve sistemin trafik bilgisi dışında bıraktığı küçük ayrıntılara döndürür. Böylece biri sığınağı yıkar, diğeri yeni bir yol açar… Biri sorar, diğeri o sorunun yankısını sessizliğin içinde derinleştirir…

Şakıma’nın yazarlığı hüküm ile sezgi, kesinlik ile belirsizlik, yüzleşme ile gözlem arasında kurulan hassas ve bilinçli bir dengede şekillenir. Bu denge, okura hazır cevaplar sunmazaksine onu kendi iç dünyasının eşiğinde beklemeye, bakmaya ve sahici bir yorgunluğunpeşinde gecikmeye davet eder. Çünkü bu metinlerde hakikat, yavaş yavaş yaklaşılan bir ufuktur.

Belki de bu eserlerin asıl gücü, insanı bir sonuca ulaştırmak yerine, onu aynı hayati sorunun etrafında daha uzun süre tutabilmesinde yatar. Okur, bu metinlerin içinde ilerledikçe bir cevap bulmaktan çok, sorunun derinleştiğini fark eder. Böylelikle sorunun ağırlaştığı, düşüncenin yavaşladığı ve insanın kendi içine doğru eğildiği o kesik eşikte, metinler asıl işlevini yerine getirir: İnsanı, kendi hakikatiyle baş başa bırakmak.

Kaynakça

Şakıma, İsmail. İyi Niyet Cürmü Paklar Mı? Denemeler. Yeşil Kitap, 1. Basım, 2025

Şakıma, İsmail. Kedilere Trafik Bilgisi. Yeşil Kitap, 1. Basım, 2026.

Visited 209 times, 1 visit(s) today
Close