Dil medeniyettir, milletlerin aynasıdır. O aynaya bakanlar duygu ve düşünce dünyalarını kapsamlı biçimde görebilirler. Dil bir milletin varoluş kaynaklarının en önemlisidir. Bu yüzden korumada birinci önceliklidir. Bir medeniyete ait olan dil, başka bir medeniyetin düşündüklerini söyleyemez. Çabalasa da onu söylemeye yetemez. Bir millet iham aldığı medeniyeti değiştirirse, dilini de değiştirmek zorunda kalır.
Bir dil ne kadar kolay öğrenilirse, o dili konuşanlar için o kadar büyük bir özelliktir. Çünkü kolay öğrenilen dil ile bilimler ve tekniklere hatta diğer dillerin öğrenilmesine zaman kalmış olur. Halkın dili, o halkın dileğidir. Bir dil öğrendiğinizde, sadece yeni bir dili konuşmayı ve yazmayı öğrenmezsiniz. Aynı zamanda o dilin ait olduğu medeniyeti ve hayat biçimini de öğrenirsiniz. Bir milletin karakteri, alışkanlıkları, öz değerleri, mahremiyetleri, her şeyden önce dilinde saklıdır.
Dilimizin sınırları dünyamızın sınırları demektir. Aynı zamanda düşüncelerimizin ve hayallerimizin de sınırlarını belirler. Çünkü dil, düşünme tarzınızı şekillendirir ve ne hakkında düşünebileceğinizi belirler. Kelimeleri büyük bir hazinenin anahtarı gibi düşünmeli. O kelimelerin değişmesi kavramların değişmesidir, kavramların değişmesi, manaların değişmesi demektir. Manaların değişmesi de dilin değişmesi demektir. Dil değişirse medeniyet değişir ve yabancı medeniyetlerin hakimiyeti altına girer.
Çok parlak fikirlere sahip olabilirsiniz, ancak bunları aktaracak kelime ve kavramlarınız yetersizse sahip olduğunuz fikirler sizi hiçbir yere götürmez. Dile hakimiyet, ifade zenginliğini, ifade zenginliği de düşüncelerde ilerlemeyi doğurur. Eğer kelime ve kavramlar yetersizse, yabancı dillerden alınan kavramlar kültür istilasını beraberinde getirir. Bu yüzden tanımlama ve isimlendirme çok önemlidir. Dilde canlılığı sağlar. Dilin canlılığını koruması onu bozulmaktan kurtarır.
Dilde değişiklik olamaz ve olmamalı. Çünkü dilinizi değiştirirseniz, düşünceleriniz de değişir. Dostlarınızı düşman düşmanlarınız da dost zannedersiniz. Farklı kelimeler farklı bir dili, hatta farklı bir hayat görüşünü temsil eder. Üslubunuz kimliğinizdir. Büyük şahsiyetlerin kendine has kelimeleri ve ifade tarzları vardır. Bu tarzları onlara ait düşüncelerin ayırt edici özellikleridir. Okudukları eserler ve beslendikleri kaynaklar hakkında fikirler verir.
İnsan eksik anladığı bir dilden ne kadar keyif alabilir? Konuştuğumuzda aklımızda soyut kavramları somut hale getirmiş oluruz. Hayallerimizi kelime ve kavramlarla gerçekliğe dönüştürürüz. Hedeflerimize ulaşmak için dilin gücünü kullanırız. Bir dilde doğru anlatım, doğru anlaşılmak demektir. Kuşaklar arasında kurulan sağlam köprüler demektir. Dil bir milletin kimliğidir. Aynı zamanda medeniyet hazinesinin nesilden nesillere aktarılma şeklidir.
Dilin gücü ifade zenginliğine, o zenginlik de medeniyetin üstünlüğüne dönüşür. Dilde yapılan değişiklik ifade zenginliğini daraltıyorsa bu kabul edilemez. Kelimelerin devamlı değişmesi mana kayıplarını artırır. Medeniyet mirasını aktarmada büyük kayıplara sebep olur. Dili gereksiz yabancı kelimelerden uzaklaştırıp temiz tutmak; tıpkı vücudunu, vicdanını, evini, köyünü ve şehrini temiz tutmak gibi ahlaki bir görevdir. Yabancı kelimeleri kullanma özentisi milli kimliğin kaybolması demektir. Kendi dilinde düşünemeyen nesiller, bunalıma düşerler ve kimlik arayışı içinde ömürleri kaybolup gider.
Bu zamanla öyle bir hale gelir ki yüzyıl sonraki nesiller, yazarlarını ve düşünürlerini anlayamaz duruma gelir. Bugün gençlerimizin yüzyıl önceki aydınlarımızı okusa da anlayamaz duruma gelmeleri neyi ifade etmek istediğimizi daha iyi anlatmaktadır. Dilin değişmesi ise hazineye ulaşamama gibi bir sonuç doğurur. Sürekli kelimelerin değiştirilmesi Türkçe’nin kimliğini kaybetmesidir. Çağlar boyunca oluşan medeniyet birikiminin yıkımı demektir. Dilin zenginliği edebiyatta sadelik ve incelik olarak belirir. Şiirlerde ahenk ve kafiye güzelliğine bürünür. Fikirlerde ifade ve ikna biçimine dönüşür. Bilimde buluş ve aydınlanmaya evrilir.
Bir insanla anladığı bir dilde konuşursanız, bu onun aklına giden yolları açar. Eğer onunla kendi dilinde konuşursanız, bu onun kalbine giden yolları açar. Buna kelimelerin gücü diyebiliriz. Bu gücü fark edebilenlerin ikna özellikleri çok yüksektir. Toplum bir bedene benzetilirse dil de onun damarlarında dolaşan kan gibi hayati öneme sahiptir. Dilde usta olanlar, yanlış anlaşılmayacak kadar güzel konuşurlar. Çünkü onlar asırlar sonrasına hitap edebilecek bir yeteneğe sahiptirler.
Dil yaşanılan çevreye göre de şekillenir. Bu yüzden köylerde ve şehirlerde kullanılan diller farklıdır. Köylerde kullanılan dil daha çok doğa ile ilgili kavramlardır. Şehirlerde kullanılan dil ise iş ve meslek alanlarında gelişmiştir. Kendi dilinin inceliklerini bilmeyenler, başka dili de tam manasıyla öğrenemezler. Ana dilini unutan milletler tarihten silinir gider. Yerine diline önem veren milletler gelir. Onların kalıntıları üzerine kendi medeniyetlerini kurarlar. Tıpkı Anadolu’da yaşayan ve yok olan önceki milletler gibi.
Dilin Ustaları, düşünce ve duygularıyla dile değer kazandırırlar. Sözleri ve yazılarıyla da medeniyet inşa ederler. Dili basite indirgeyip geçmemeli. Çünkü insanlığın bütün anlayışını temelden yapacak ve yok edecek büyük bir unsurdur.
Türkçemiz Anadolu analarının ak sütü gibi saf ve temiz kalmalı.





