Yapay Zekâ Devrimi ve İşsizlik Tsunamisi: Sessizce Gelen Fırtına
Sanayi Devrimi fabrikaları dönüştürmüştü. Dijital Devrim ofisleri dönüştürdü. Yapay Zekâ Devrimi ise hem fabrikayı hem ofisi hem de “çalışan” kavramının kendisini ortadan kaldırmaya aday. Bu yazı, önümüzdeki 24 ayda milyonlarca insanın hayatını alt üst edecek dönüşümün anatomisini çıkarmaktadır.
Fırtına Öncesi Sessizlik
Tarih boyunca büyük teknolojik dönüşümler toplumları uyararak gelmemiştir. Buharlı makine, tezgâh başındaki dokumacıya “yarın işin biter” demedi. Otomobil, at arabacısına bir mektup göndermedi. Bilgisayar, daktilonun başındaki sekreteri önceden bilgilendirmedi.
Ama bugün farklı olan bir şey var: Bu sefer uyarı sinyalleri son derece net ve son derece yüksek sesle çalıyor. Buna rağmen dünya — özellikle gelişmekte olan ülkeler — bu sinyalleri ya duymuyor ya da duymak istemiyor.
2024’ün sonlarından itibaren yapay zekâ alanında yaşanan gelişmeler, artık “gelecekte bir gün olabilir” kategorisinden çıkıp “şu anda oluyor” kategorisine geçti. OpenAI’ın ChatGPT’si, Anthropic’in Claude’u, Google’ın Gemini’si, Çin’in DeepSeek’i ve Elon Musk’ın Grok’u — bunlar artık laboratuvar deneyleri değil. Bunlar şu anda şirketlerin çalışan sayısını belirleyen, projelerin süresini ve maliyetini radikal biçimde değiştiren, iş ilanlarının niteliğini yeniden tanımlayan aktif güçler.
Ve henüz başlangıçtayız.
Birinci Dalga: Kodun Ölümü ve Yazılımcının Yeni Gerçeği
Yapay zekâ devriminin ilk ve en sert darbesi, paradoks gibi görünse de, onu yazan ve üreten sektöre indi: yazılım.
Bir yazılım şirketi CEO’su durumu şu cümleyle özetliyor: “3 yıllık bir proje artık 3 ayda, neredeyse maliyetsiz yapılabiliyor.”
Bu cümlenin altını açalım. 3 yıllık bir yazılım projesi ne demekti “eskiden” — yani bundan 18 ay önce?
Demekti ki: bir proje yöneticisi, iki-üç kıdemli yazılımcı, beş-altı orta düzey geliştirici, birkaç junior programcı, bir tasarımcı, bir test mühendisi. Toplam 10-15 kişilik bir ekip. Aylık maliyeti 50.000 ila 200.000 dolar arasında. 3 yıl boyunca. Toplam maliyet: 1,8 milyon ila 7,2 milyon dolar.
Bugün aynı projeyi ne yapıyor? Bir kıdemli yazılımcı + bir yapay zekâ operatörü + Claude veya ChatGPT. 3 ayda.
Maliyeti: kıdemli yazılımcının 3 aylık maaşı + yapay zekâ abonelik ücreti. Toplam: 50.000-80.000 dolar.
Bu, yüzde 97’ye varan bir maliyet düşüşüdür. Ama daha önemlisi, 13 kişinin işinin ortadan kalkması demektir.
Şimdi bunu ölçeklendirin. Dünyada tahminen 28 milyon yazılım geliştiricisi var. Bunların yaklaşık %40’ı — yani 11 milyon kişi — “junior” veya “orta düzey” kategorisinde. Bu 11 milyon kişinin büyük çoğunluğunun yaptığı iş — rutin kod yazımı, hata düzeltme, mevcut kodun adaptasyonu, basit API entegrasyonları — artık yapay zekâ tarafından dakikalar içinde yapılabiliyor.
Bu insanların işi fiilen bitti. “Bitiyor” değil. “Bitecek” değil. Bitti.
Henüz tamamı işten çıkarılmadı çünkü kurumsal atalet var, farkındalık eksikliği var, bazı şirketler henüz geçiş yapmadı. Ama su yükselmekte olan bir barajın arkasında birikiyor. Baraj çatladığında — ki çatlama süreci başladı — sel herkesi vuracak.
İkinci Dalga: Beyaz Yakalının Sonu
Sanayi Devrimi mavi yakalıyı vurmuştu. Dijital Devrim bazı mavi yakalı işleri ortadan kaldırırken yeni beyaz yakalı işleri ortaya çıkarmıştı. Yapay Zekâ Devrimi ise doğrudan beyaz yakalıyı hedef alıyor — ve mavi yakalıdan çok daha hızlı vuruyor.
Neden?
Çünkü yapay zekânın en iyi yaptığı şeyler tam olarak beyaz yakalının yaptığı şeylerdir: metin üretmek, veri analiz etmek, rapor yazmak, sunum hazırlamak, e-posta taslağı çıkarmak, hukuki belge incelemek, mali tablo analiz etmek, müşteri iletişimi yönetmek, tercüme yapmak, içerik üretmek, araştırma derlemek.
Rakamlarla bakalım:
Hukuk sektörü: ABD’de bir hukuk bürosunda stajyer avukatın temel görevi “due diligence (durum tespiti) ” denilen belge inceleme işiydi. Binlerce sayfalık sözleşmeyi, mahkeme kararını, mevzuatı tarayıp ilgili bölümleri işaretlemek. Bu iş, bir stajyer avukata yılda 80.000-120.000 dolar mal oluyordu. Şimdi aynı işi Claude veya ChatGPT, yıllık 240 dolarlık abonelikle, stajyerden daha hızlı ve daha az hatayla yapıyor. Bir büyük hukuk bürosu CEO’su geçtiğimiz ay şunu söyledi: “Geçen yıl 30 stajyer aldık. Bu yıl 5 alacağız. Gelecek yıl belki hiç almayız.”
Muhasebe ve finans: Dört büyük denetim şirketinden (Big Four) birinin iç raporuna göre, giriş seviyesi denetim pozisyonlarının %60’ı 2027’ye kadar yapay zekâ tarafından ikame edilebilir. Mali tablo analizi, uyumluluk kontrolü, vergi hesaplaması — bunların tamamı artık algoritmik olarak yapılabiliyor.
Pazarlama ve reklamcılık: Bir reklam ajansının üretken ekibinde 15 kişi çalışıyordu: metin yazarları, grafik tasarımcılar, sosyal medya uzmanları, içerik stratejistleri. Şimdi bir “yapay zekâ operatörü” + Midjourney + ChatGPT + bir kıdemli kreatif direktör ile aynı çıktıyı üretiyorlar. 15 kişi → 3 kişi.
Çeviri sektörü: Profesyonel çeviri sektörünün cirosunun 2023’ten 2025’e %35 düştüğü tahmin ediliyor. DeepL ve yapay zekâ destekli çeviri araçları, rutin çeviri işlerini neredeyse tamamen devraldı.
Müşteri hizmetleri: Chatbot’lar zaten çağrı merkezlerinin %40’ını devralmıştı. Yeni nesil yapay zekâ ajanları ile bu oran %80’e çıkmak üzere. Türkiye’de yaklaşık 200.000 kişi çağrı merkezlerinde çalışıyor. Bunların 150.000’inin işi 3 yıl içinde risk altında.
Volkswagen Sendromu: Fabrika da Güvende Değil
Alman otomotiv devi Volkswagen’in 2030’a kadar Almanya’dan 50.000 çalışanını çıkaracağını açıklaması, yapay zekâ devriminin sadece beyaz yakalıyla sınırlı olmadığını gösterdi.
Ama burada ince bir ayrım var. Volkswagen’in işçi çıkarması tek başına yapay zekâdan kaynaklanmıyor. Elektrikli araçlara geçiş, Çin’in rekabeti, enerji maliyetleri gibi faktörler de var. Ancak yapay zekâ bu süreci hızlandıran ve derinleştiren katalizör rolünü oynuyor.
Nasıl?
Şöyle: Elektrikli bir araç, içten yanmalı bir araçtan %40 daha az parça içeriyor. Daha az parça demek daha az montaj hattı, daha az işçi demek. Ama üzerine bir de üretim hatlarının yapay zekâ ile optimize edilmesi, kalite kontrolünün bilgisayarlı görü sistemlerine devredilmesi, lojistiğin otonom sistemlerle yönetilmesi eklenince ihtiyaç duyulan insan sayısı dramatik biçimde düşüyor.
Bu sadece Volkswagen’in hikâyesi değil. Siemens, Bosch, Ford, Toyota, Samsung — dünyanın en büyük üreticilerinin hepsi benzer planları uygulamaya koyuyor veya koymak üzere.
Türkiye özelinde bakarsak: Ülkede imalat sektöründe yaklaşık 5,5 milyon kişi çalışıyor. Bu sektörün Endüstri 4.0 ve yapay zekâ entegrasyonuyla dönüşümü, önümüzdeki 5-7 yıl içinde bu sayının en az 1-1,5 milyon azalacağı anlamına geliyor. Ve bu insanların büyük çoğunluğunun yeni iş bulabilecek beceri setine sahip olmadığını da eklemek gerekiyor.
Yapay Zekâ Operatörlüğü: Yeni Çağın Mesleği
Her teknolojik devrim bazı meslekleri yok ederken yenilerini meydana getiriyor. Buharlı makine at arabacısını işsiz bıraktı ama makinist ortaya çıktı. Bilgisayar daktilografı yok etti ama programcı ve yazılımcı mesleği gözde meslekler arasına girdi.
Yapay zekâ devrimi de yeni bir meslek medyadan getirdi: yapay zekâ operatörlüğü.
Bu kavramı somutlaştıralım. Bir iş makinesi düşünün — devasa bir ekskavatör. Bu makine tek başına bir şey yapmaz. Onu kullanacak bir operatöre ihtiyaç vardır. Operatör toprağın yapısını bilir, nereyi ne kadar kazacağını bilir, makinenin kapasitesini bilir, güvenlik kurallarını bilir. Makine güçtür; operatör ise o gücü yönlendiren akıldır.
Yapay zekâ operatörlüğü tam olarak budur. Yapay zekâ araçlarını — Claude’u, Gemini’yi, ChatGPT’yi, Midjourney’i, özel ajanları — bir iş sürecinde doğru soruyu sorarak, doğru bağlamı vererek, çıktıyı değerlendirerek ve süreç içinde yönlendirerek kullanma becerisidir.
Bu beceri, teknik bir beceri olmanın ötesinde domain bilgisi gerektirir. Yani yapay zekâ operatörünün asıl değeri, yapay zekâyı kullanmasında değil, hangi alanda kullandığını bilmesinde yatar.
Bir örnek: 30 yıllık bir KOBİ sahibi düşünün. Anadolu’da bir fabrikası var. İş akışını, tedarik zincirini, müşteri ilişkilerini, sektörün dinamiklerini ezbere biliyor. Bu adama bir yapay zekâ operatörü — yeni mezun, teknolojiyi iyi kullanan bir genç — eşlik ettiğinde ikisi birlikte, eskiden 50 kişilik bir kadronun yaptığı işi yapabilir hale geliyor.
İşte geleceğin formülü budur: Tecrübe + Yapay Zekâ Operatörlüğü = Yeni Rekabet Gücü.
Ancak burada acı bir gerçek var. Her yok olan 10 iş için yapay zekâ operatörlüğü yalnızca 1-2 yeni iş meydana getiriyor. Yani net iş kaybı çok büyük.
Fikir + Pazarlama: Hayatta Kalmanın İki Anahtarı
Yapay zekâ çağında iki şey değerini koruyacak, hatta artıracak: özgün fikirler ve pazarlama becerisi.
Neden? Çünkü yapay zekâ mükemmel bir uygulayıcıdır ama inovatör değildir. Var olanı sentezler, kalıpları tekrar eder, talimatlara uyar. Ama “dünyada henüz olmayan bir şeyi hayal etmek” — bu hâlâ insana ait bir yetenektir.
Ve bu fikri hayata geçirdikten sonra onu insanlara ulaştırmak — yani pazarlamak — da hâlâ insani bir beceri gerektiriyor. Yapay zekâ pazarlama metni yazabilir, hedef kitle analizi yapabilir, reklam optimizasyonu gerçekleştirebilir. Ama bir markanın ruhunu oluşturmak, bir hikâye anlatmak, insanların duygusal bağ kurmasını sağlamak — bunlar algoritmadan çok, insan sezgisinden doğar.
Dolayısıyla önümüzdeki dönemde hayatta kalacak profesyonel profili şudur:
Birincisi, bir fikri olan insan. Sorunları gören, çözüm hayal eden, farklı düşünen. İkincisi, yapay zekâyı araç olarak kullanabilen insan. Fikrini hayata geçirmek için yapay zekâyı verimli şekilde yönlendirebilen. Üçüncüsü, pazarlama yapabilen insan. Ürettiği değeri başkalarına anlatıp satabilecek iletişim becerisine sahip olan.
Bu üç becerinin kesişim noktasında duranlar kazanacak. Geri kalanlar giderek artan bir işsizlik havuzunda birbirleriyle yarışacak.
Evrensel Temel Gelir: Kurtuluş mu, Kölelik mi?
Yapay zekânın oluşturacağı kitlesel işsizliğe karşı en çok tartışılan çözüm Evrensel Temel Gelir (Universal Basic Income — UBI) kavramıdır. Fikir basit: devlet, çalışsın çalışmasın her vatandaşa belirli bir aylık gelir ödesin.
Fikrin savunucuları — başta Silikon Vadisi teknoloji CEO’ları — bunu kaçınılmaz ve insancıl bir çözüm olarak sunuyor. Sam Altman, Elon Musk, Mark Zuckerberg gibi isimler yıllardır bu fikri destekliyor.
Ancak burada sorulması gereken soru çok basit ve çok acımasızdır: Parayı kim verecek?
Devletlerin bunu kendi başına finanse etmesi mümkün değil. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde. Türkiye’nin 2025 bütçesinin tamamını Evrensel Temel Gelir’e ayırsa bile 85 milyon vatandaşa kişi başı ayda 2.000 TL bile veremez. Bu, yoksulluk sınırının çok altında bir rakam olur ve bütçede başka hiçbir kaleme para kalmaz.
Peki devlet veremiyorsa kim verecek? İşte burada büyük teknoloji şirketleri devreye giriyor. Ve bu, meselenin en karanlık boyutu.
Bir düşünün: Apple, Google, Microsoft, Amazon, Meta — bu beş şirketin toplam piyasa değeri 12 trilyon doları aşıyor. Dünya üzerindeki birçok ülkenin GSYİH’sinden büyükler. Yapay zekâ ile işçi maliyetlerini sıfıra yaklaştırdıklarında kârlılıkları astronomik seviyelere çıkacak. Bu kârın bir kısmını “Evrensel Temel Gelir” adı altında insanlara dağıtmaları teknik olarak mümkün.
Ama bir şirket neden bunu yapsın? Hayırseverlikten mi? Hayır. Bir karşılık isteyecek.
Bu karşılık ne olabilir?
Veri köleliği: Gelir alan herkesin tüm kişisel verilerini — sağlık, konum, tüketim alışkanlıkları, sosyal ilişkiler, düşünce kalıpları — şirkete açması zorunluluğu.
Davranış kontrolü: Gelirin devam etmesi için belirli davranış kalıplarına uyma zorunluluğu. “Sosyal kredi sistemi”nin şirket versiyonu.
Siyasi itaat: Gelir alan kişilerin belirli siyasi görüşleri destekleme veya en azından karşı çıkmama zorunluluğu.
Tüketim bağımlılığı: Verilen gelirin yalnızca belirli şirketlerin ürünlerinde harcanabilmesi. “Şirket kasabası” modelinin dijital versiyonu.
Bu senaryo kulağa distopik mi geliyor? 19. yüzyılda madencilerin yalnızca şirketin mağazasında geçerli olan “şirket parası” ile ücretlendirildiğini hatırlayın. Tarih tekerrür etme eğilimindedir — sadece teknoloji değişir.
Devletlerin İkilemi: Vergisiz Gelecek
Yapay zekâ devriminin devletler için meydana getirdiği en temel sorun vergi tabanının erimesidir.
Modern devletlerin gelir yapısı büyük ölçüde çalışan insanlardan alınan vergiye dayanır. Gelir vergisi, sosyal güvenlik primi, katma değer vergisi (tüketim üzerinden) — bunların hepsi insanların çalışmasına ve kazanmasına bağlıdır.
İnsanlar çalışmayı bıraktığında:
Gelir vergisi geliri düşer,
Sosyal güvenlik primi geliri düşer,
İnsanların harcama gücü düştüğü için KDV geliri düşer,
İşsizlik sigortası giderleri artar,
Sosyal yardım giderleri artar,
Yani devletin geliri azalırken gideri artar. Bu, klasik ekonomide mali çöküş formülüdür.
“Robot vergisi” veya “yapay zekâ vergisi” önerileri tartışılıyor ama henüz hiçbir ülkede ciddi bir uygulama yok. Üstelik bu tür vergiler, şirketleri vergi cennetlerine kaçırmak gibi yan etkilere de sahip.
ABD’nin durumu özellikle ilginç: Federal borcun gayri safi yurtiçi hasılaya oranı %350’yi aştığı iddia ediliyor. Bu, devletin borçlanarak bile bu krizi finanse edemeyeceği anlamına geliyor. Bir yandan savaş harcamaları, öte yandan işsizlik tsunamisi — ABD’nin mali yapısı tarihin en büyük sınavıyla karşı karşıya.
Türkiye İçin Ne Anlama Geliyor?
Türkiye, yapay zekâ devriminin etkilerini hem erken hem geç hissedecek bir konumda. “Erken” çünkü küresel tedarik zincirine entegre ihracat sektörlerimiz hızla etkilenecek. “Geç” çünkü iç piyasaya dönük birçok sektörde dijitalleşme henüz tamamlanmadı — bu bir tampon oluşturuyor ama aynı zamanda bir risk. Tampon bittiğinde şok daha sert olacak.
Somut riskler:
Çağrı merkezleri: 200.000 çalışan risk altında. 3 yıl içinde %60-70’i yapay zekâ tarafından ikame edilebilir.
Muhasebe ve mali müşavirlik: Türkiye’de yaklaşık 100.000 serbest muhasebeci ve mali müşavir var. Rutin muhasebe işlerinin %80’i yapay zekâ ile otomatize edilebilir durumda. 5 yıl içinde sektörde dramatik bir daralma bekleniyor.
Çeviri ve tercümanlık: Sektör zaten %30-40 daraldı. Rutin çeviri işleri neredeyse tamamen yapay zekâya geçti.
Yazılım: Türkiye’de tahminen 250.000 yazılımcı var. Junior ve orta düzey yazılımcıların büyük bölümü 2-3 yıl içinde iş bulamaz hale gelecek.
Bankacılık: Şube sayıları zaten azalıyordu. Yapay zekâ ile birlikte “sanal bankacılık asistanları” devreye girdiğinde şube çalışanlarının çoğunluğu gereksiz hale gelecek.
Ancak Türkiye’nin avantajları da yok değil. Güçlü KOBİ yapısı, yapay zekâyı doğru kullanan küçük işletmelere rekabet avantajı sağlayabilir. Genç nüfus, yeni becerilere adapte olma potansiyeli taşıyor. İmalat sanayi deneyimi, yapay zekâ ile birleştirildiğinde katma değerli üretim kapasitesini artırabilir.
Ama bunların hiçbiri otomatik olarak gerçekleşmez. Bilinçli, planlı ve acil bir dönüşüm stratejisi gerekir.
Ne Yapılmalı? Bireyler, Şirketler ve Devletler İçin Yol Haritası
Bireyler İçin:
Yapay zekâ okuryazarlığı artık seçmeli değil, zorunludur. Her meslek dalındaki profesyonelin, kendi alanında yapay zekâyı nasıl kullanacağını öğrenmesi hayatta kalma meselesidir. Avukatın, doktorun, muhasebecinin, mühendisinin, öğretmenin — herkesin.
Tek bir beceriye bağımlılık ölüm fermanıdır. “Ben sadece kod yazarım”, “ben sadece çeviri yaparım”, “ben sadece muhasebe tutarım” dönemi bitti. Çapraz beceriler, birden fazla alanda yetkinlik ve sürekli öğrenme artık lüks değil, zorunluluk.
Fikir üretme ve pazarlama becerisi geliştirin. Yapay zekânın yapamadığı iki şey: özgün fikirler üretmek ve insanları ikna etmek. Bu iki beceriye yatırım yapın.
Şirketler İçin:
“Yapay zekâyı kullanan bir çalışan” tutun. Her departmanda en az bir kişi yapay zekâ operatörü olmalı. Bu kişi departmanın tüm iş akışını yapay zekâ ile yeniden tasarlayabilmeli.
Kademeli geçiş yapın ama geç kalmayın. Rakibiniz yapay zekâ ile maliyetlerini %70 düşürdüğünde siz hâlâ 50 kişilik ekiple çalışıyorsanız rekabet edemezsiniz.
İnsan sermayesini dönüştürün, yok etmeyin. Çalışanlarınızı işten çıkarmak yerine yapay zekâ operatörlüğü konusunda eğitin. Hem etik hem de stratejik açıdan doğru olan budur.
Devletler ve Okullar İçin:
Eğitim müfredatı acilen revize edilmelidir. Üniversiteler hâlâ 2015’in becerilerini öğretiyor. Yapay zekâ okuryazarlığı ilkokul seviyesinden itibaren müfredata girmelidir. Davos 2026’da yapay zekânın artık sadece bir teknoloji sorunu değil, bir liderlik sorunu olduğu; kurumların ve eğitim sistemlerinin bu yeni gerçekliğe göre yeniden tasarlanması gerektiği vurgulanmıştır. Anthropic CEO’su Dario Amodei, önümüzdeki 5 yıl içinde beyaz yakalı işlerin yarısının yok olabileceğini ve YZ modellerinin 2 yıl içinde Nobel seviyesinde bilimsel araştırmalar yapabileceğini öngörmektedir. Bu durum, 4-5 yıllık üniversite eğitiminin içeriğinin mezuniyet anında güncelliğini yitirmesi riskini doğrulamaktadır.
Yapay zekâ vergisi tartışılmalıdır. Şirketler insan yerine yapay zekâ kullandığında, tasarruf ettikleri işçilik maliyetinin bir kısmını vergi olarak ödemeleri gerekliliği ciddi biçimde ele alınmalıdır.
Yerli yapay zekâ geliştirme desteklenmelidir. Başka ülkelerin yapay zekâsına bağımlılık, egemenlik problemidir. Türkiye kendi yapay zekâ ekosistemini kurmalıdır.
Mesleki dönüşüm programları başlatılmalıdır. Risk altındaki sektörlerdeki çalışanlar için yeniden beceri kazandırma programları acilen uygulamaya konulmalıdır.
Son Söz: Tsunami Uyarısı Verildi
Denizde tsunami öncesi su çekilir. Sahildeki insanlar çekilen suyu görür. Bazıları bu alışılmadık manzaraya merak eder, sahile doğru yürür — deniz kabuklarını toplamak için. Bazıları ise suyun çekilmesinin ne anlama geldiğini bilir ve tepeye koşar.
Şu anda su çekiliyor. Yapay zekâ şirketleri milyarlarca dolarlık yatırımlar yapıyor. İşten çıkarmalar sessizce başladı. Junior pozisyonlar buharlaşıyor. Projeler onda bir sürede tamamlanıyor. Maliyetler çöküyor.
Bu, fırtınanın değil, tsunaminin habercisidir. Fırtınada dalga gelir geçer. Tsunamide kıyı şeridi tamamen değişir. Eski sahil çizgisi bir daha geri gelmez.
Yapay zekâ devrimi, iş dünyasının sahil çizgisini kalıcı olarak değiştirecek. Soru şu: Siz suyun çekildiğini görüp deniz kabuğu toplamaya mı gideceksiniz, yoksa tepeye mi koşacaksınız?
Karar sizin — ama karar verme süreniz her geçen gün kısalıyor.






Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Fusce vitae tortor varius, blandit turpis nec, condimentum ipsum. Maecenas augue augue, maximus sed gravida a, consequat sed lectus. Suspendisse ac finibus metus. Nulla id ante dolor. Sed vel ante at nisi tincidunt hendrerit ut nec ipsum. Phasellus magna nisi, porta at ante sit amet, facilisis aliquet nibh. Sed in dolor bibendum, eleifend tortor convallis, congue justo. Vestibulum eros est, rhoncus non purus eget, vehicula rutrum elit. Mauris a nunc eros. Nullam aliquam velit tempus imperdiet pulvinar. Proin viverra justo ac lorem venenatis faucibus.
Etiam non vehicula ipsum. Pellentesque pharetra, enim quis bibendum cursus, odio nulla accumsan ante, at efficitur tortor mauris sed metus. Morbi ultricies pharetra est eget vulputate. Suspendisse potenti. Ut posuere ligula ipsum, vitae tempor mauris lobortis et. Mauris auctor
But I got a dreaming and sprawling about one night, and somehow, Sam got pitched on the floor, and came near breaking his arm. Arter that, Sal said it wouldn’t do.
By the light of the now brilliant moons I saw that he was but a shadow of his former self, and as he turned from my caress and commenced greedily.